Kastamonu Türküleri

Türkülerimiz

       Bu bölüm Kastamonu bölgesi için en zengin unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Halk edebiyatı serisinin en zengin ve bölgesel olanını yine bu çevrede bulmak mümkündür. Türküleri Şu bölümlere ayırabiliriz;

      A-    Ağır oyun türküleri B-    Kahramanlık türküleri  C-    Asker türküleri  D-    Aile türküleri   E-     Düğün türküleri

F-     Kaynana türküleri  G-    Hapishane türküleri  

A-    Ağır oyun türkülerinden (Sepetcioğlu) bölgesel bünyede en çok sevilen türküler arasındadır. Hareketi ağIr oyun türküsü konusu ise kahramanlık olarak belirlenir. Bu türkünün meydana gelişine sebep olan olayı şöyle özetleyebiliriz.

       Günün birinde Araç ilçesinin Boyalı Bucağında Sepetçioğlu Osman isminde bir genç, nüfuslu bir ailenin kızına aşık olur. İkinci Murat devrinde, Anadolu isyan edenlerle tedirgin bir halde iken Osman sevgilisini kaçırarak Araç’dan uzaklaşır. Babası olayı hemen ilgili kuruluşlara haber vererek kızının ve aşığının yakalanmasını ister. Harekete geçen zabıta çekişmeli bir mücadeleden sonra Osmanı’da yaralayarak kızı da isyancılardandır diye yakalayıp Kastamonu Hapishanesine koyarlar. Kısa bir müddet sonra Osman iyileşerek kendi gibi birkaç yiğitle beraber hapishaneyi basarlar ve sevgilisini kaçırmaya muvaffak olur. Aşığı ile beraber kışla yolunu tutan Osman, tekrar yakalanarak, İstanbul’a gönderilir. Padişah Osman’ı affederek bu sırada Kastamonu bölgesinde isyan hareketi başlayan Tahmisçioğlu’nun  kuvvetlerine karşı isyanı bastırmak üzere gönderir.

       Büyük Kurtarıcı Mustafa Kemal 29 Ağustos 1925 yılının akşamı bu oyun oynanırken hislenerek efelere refakat etmiştir.

Sepetçioğlu 'NUN BAŞKA BİR AĞIZDAN ÖYKÜSÜ


Sepetçioğlu bir ananın kuzusu,
Hiç gitmiyor kollarımın sızısı,
Böyleyimiş alnımızın yazısı
Yassıl dağlar yassıl aman,
Osman Efem geliyor vay vay!

Osman Efe de, Osman Efe ha!.. Halkın gönlünde umut, yüreğinde sevgi. Zalimler, halk düşmanları derseniz, köşe bucak peşinde Osman Efe’nin. Yüreklerinde bir korku ki, uykuları bölünüyor geceleri. Derebeyi’nin dilinde Osman Efe’nin adı “Şu Sepetçioğlu denen eşkiyayı yakalayanı altınlara boğarım. Ölüsünü, ya da dirisini getirene bağlar, bahçeler vereceğim” diyor. Neden ki derseniz, diyelim. Sepetçioğlu Osman Efe mert. Bileğine güçlü, yüreğine sağlam.

Kastamonu’nun Araç ilçesinin Yukarı Avşar köyünden. Babasının bir karış toprağı yok. Köylük yerde topraksızlık kötü. El eline muhtaç eder topraksızlık. Muhtaç eder ki, gündelik işler karın doyurmaz. Eli görür, cebi görmez insanın. Osman’ın babası da öyle. N’apsın? Ek bir gelir gerek. Sepet yapıp satıyor. Hani çok bir şey kazanmıyor ama, geçinip gidiyorlar. Babasının ölümünden sonra Osman güç durumlara düşüyor. Geçim sıkıntısı çekiyor. Köyü terketmek zorunda kalıyor sonunda. Varıp Kastamonu’ya yerleşiyor. Baba mesleği sepetçiliği de iş ediniyor kendisine. Zaten bir anası, bir kendi. Geçinip gidiyorlar. Kollu sepet, ekmek selesi, küfe, çeşit çeşit. Küçüklü büyüklü. Günde birkaç tane yapıp satıyor. Bir de şu var ki, devir çok eski. Anadolu beylerin elinde. Her beylik kendi bölgesinde yaşayanlardan sorumlu. Yani ki, onların kazancını beylikler vergiliyor. Beyin emrinde sipahiler. Köy köy; kent kent dolaşıp kazançlarının bir kısmını topluyor. Ama öyle bir toplayış ki, düşman başına. Sipahilerin dediği dedik, çaldığı düdük. Varıyorlar harmanın başına “Bu harmandan elli gülek buğday ayırın aşar olarak” diyorlar. O kadar. çiftçinin eli kolu bağlı. Harmandan elli gülek buğday çıkar mı, çıkmaz mı. Belli değil. Çıkarsa geriye ne kalır. Kışın çoluk çocuk ne yer. Soran yok. Ya gelecek yılın tohumluğu? Sipahiler zalim! Gaddar! Şundan ki, sırtları kalın sipahilerin. İlk güvenceleri “Bey” sipahilerin. Sonra “Beylerbeyi”. Sonra da “Padişah”. Padişah açıyor ağzını “Şunca buğday, şunca arpa. Şunca deve gerekli bana” diyor. O kadar! Emri beylerbeyi alıyor, bey’e iletiyor. Bey de sipahilere. Ha, bir de “mültezim” denilen gelir toplayıcılar var. Filan köyün tüm gelirini kabala alıyor. Yani, bey istediği öşrü bildiriyor. Diyelim ki bey köyden yüz çuval pirinç istiyor. Bunu mültezim köylüden topluyor. Ayrıca kendisi için de ek yapıyor buna. Artık insafına kalmış. Ne kadar pay isterse onu da ekleyip varıp köylüye bildiriyor. “Ürününüzden şuncasını öşür olarak istiyorum. Filan yere getirip teslim edeceksiniz.” O kadar! Kim ki istenileni vermedi, ferman padişahtan. İnsaf sipahiden.
İşte Sepetçioğlu’nun yaşadığı devir, bu devir. Sepetçioğlu’nun yaşadığı beylik de İsfendiyaroğulları Beyliği. İsfendiyaroğlu Hamza Bey’de din-iman kıt! İnsaf vicdan hak getire! Öşrü artırdıkça artırıyor. Köylü bir deri bir kemik. Umurunda değil beyin. Durmadan daha çok vergi alınması için emir yağdırıyor. Sepetçioğlu o zamanlar daha “efe” değil. Osman diyor herkes! “Sepetçioğlu Osman”.

Günlerden bir gün, dükkanında sepet örüyor Osman. Kapı tekmeyle açılıyor. “Hamza Bey’in emridir. Hafta sonuna kadar yüz tane sepet vereceksin öşür olarak. Ellisi sele, ellisi kulplu olsun”. Tak kapı sipahiler dışarda. Sepetçioğlu almış başını ellerinin arasına. Başlamış hesaplamaya. Günde iki sepet örse, hafta sonuna kadar oniki sepet yapar. Eldekileri de eklese, elli sepeti geçmez. Bunların tümünü verirse neyle geçinecek. Üstelik düğün hazırlığı var. Üçbeş kuruş bir kenara atmak gerek. Varıp anasına açmış durumu. Anası tasalı. “Oğlum sana kötülük yaparlar. Ne yapıp yap, istediklerini yerine getir. Baban rahmetli de çok çektiydi. Sepetleri yetiremeyince yollarda çalıştırdılar. Ev yapımında iş verdiler. Sen sen ol, çekin Osmanlı’dan. İstediklerini yetir. Yoksa iyi olmaz”. Olmazı belli. Ya çaresi? Ne yapsın Osman. Varıp komşu sepetçilerden ödünç sepet istese kim verir. Hepsi aynı durumda. Çaresiz Osman. Gözlerinde uykular kaçık. Hafta sonunu iple çekiyor. “Gelsinler. Durumu anlatırım. Nişanlıyım. Yakında düğünüm olacak. Biraz anlayış gösterin bana derim. Bunlar da insan. Canımı alacak değiller ya! Olanı alır giderler” diyor. İyi. Hoş! Ama evdeki Pazar çarşıya uymuyor. Hafta sonu gelip de sipahiler kapıya dayanınca işler karışıyor. “Vay efendim vay! Nişanlıymış da para gerekliymiş. Öküzün yamacına koşul da aklın başına gelsin. Gör bakalım, yol yapmak mı kolay yoksa sepet mi?” Osman’ın cevap vermesine kalmadan iki kişi yakalamış kollarından. Sürüye sürüye atın terkisine bağlamışlar. Sürmüşler atları doğru Bey’in huzuruna. Daha bir dolu adam bekliyor kapıda. Kiminin üstü başı lime lime, kiminin gözü yaşlı. Osman da girmiş aralarına. Girmiş ya, alıp veriyor, alıp veriyor. Çok geçmeden Bey görünmüş. Elinde nar çubuğu. Sıradan girmiş. “Demek emirlere karşı durursunuz. Canınız ucuz sizin. Keyfiniz bilir. Alın bunları yol yapımına koşun.” O kadar! Bey buyurur, beycik vurur. Adamlar sıra sıra dizilir yollara. Osman’ın içi içine sığmıyor. Osman tetikte. Osman yolun kuytusunu kolluyor. Sonra süzülüveriyor karanlıklara. Ver elini Kastamonu. İlkin anasına varıyor. Durumu sergiliyor. “Böyleyken böyle. Canımı zor kurtardım. Bu işin oluru yok. Sizi size bırakıyorum. Ben bu işi Bey’in yanına koymayacağım. Onca zavallı adamın ahını alacağım Bey’den”. Anası ürkek, “Oğul beyle yarışa çıkılmaz. Kolu uzundur Bey’in. Sağ komaz seni. Kapısında kulu çok. Baş edemezsin” diyorsa da Osman kararlı. “Görsünler el mi yaman Bey mi! Dinsizin hakkından imansız gelir. Yanına koymam bunu. Sen benim baba yadigarı tüfeğimi ver. Nişanlıma da gözkulak ol” deyip atlamış atına. Doğruca nişanlısının evine. Nişanlısı da yürekli kız. Üstelemiyor hiç.
Osman düşüyor yollara. Varıp Bey’in konağına ulaşıyor. Pusu kuruyor. İsfendiyaroğlu Hamza Bey de at sırtında gezintiye çıkıyor çok geçmeden. Sözün kısası, Sepetçioğlu Osman, hakkından geliyor Bey’in. Sonda da atını mahmuzlayıp Gülpü Dağına sığınıyor. Gaddar Bey’in ölümünü duyan halk sevinç içinde. Dilden dile anlatıyorlar Sepetçioğlu’nu. Bundan böyle de adını, “Sepetçioğlu Osman Efe”yapıyorlar. çokluk da Sepetçioğlu deyip kısadan kesiyor.

Bey öldü diye, beylik dağılmıyor elbet. Hamza Bey’in oğlu Rüstem Bey alıyor beylik sırasını. Babasından daha gaddar Rüstem Bey. Halkı daha çok eziyor. Bir tek Sepetçioğlu karşı duruyor Rüstem Bey’in buyruklarına. Buyruğa buyrukla karşı koyuyor üstelik. Rüstem Bey, öşrün oranını artırınca o da buyrukluyor : “Filan gün, filan saatte, falan yere şu kadar baş koyun getirin.” O kadar! Koyunlar gelirse gelir; yoksa Bey’in adamlarından bir kaçı gider. Gidecek adamları da iyi seçiyor Sepetçioğlu. En gaddarlarını, halka en çok eziyet edenini seçiyor sipahilerin.

Bey’de bir telaş. Atlılar çıkarıyor Gülpü Dağına. Boş. Halk seviniyor. Sepetçioğlu’nun adı dillerde. Herkes elinden gelen yardımı geri komuyor. Aç-susuz bırakmıyor Sepetçioğlu’nu. Bey bakıyor bu işin oluru yok. İşi kurnazlığa döküyor. Sepetçioğlu’nun anasıyla nişanlısını yakalatıp getirtiyor konağına. Sonra da haber salıyor Sepetçioğlu’na : “Ya gelir teslim olur, ya da anasıyla nişanlısını boğdururum.” Sepetçioğlu durumu öğrenince bir gece baskın yapıyor Rüstem Bey’in konağına. Anasıyla nişanlısını alıp kaçıyor. Kimi, “Beyin adamlarının arasında Sepetçioğlu’nu tutanlar vardı, onlar yardım etti” diyor; kimi, “Sepetçioğlu çatal yürekli. Bir nara atmış ki yerler yerinden oynamış. Kimsenin kılı kıpırdamamış” diyor.

Sözün özü, Sepetçioğlu, anasıyla nişanlısını da alıp Gülpü Dağına çıkmış yeniden. Adı daha da büyümüş. Halk daha tutar olmuş. Beyin yüreği korkulu. Öşürü, eziyeti bırakıp bir tek Sepetçioğlu’nun peşine takmış adamlarını. Sepetçioğlu derseniz üç can. Anasıyla nişanlısı da yardımdan çok yük oluyarlar ona. Sipahilerin yaklaşma haberini duyunca yer değiştiriyorlar. Gün oluyor aç-susuz, saatlerce yürüyorlar. Anası derseniz yaşlı. Yola dayanamıyor. Teslim olmayı da istemiyor. Biliyor ki Rüstem Bey sağ komaz bu kez. Derken sipahilerin tuzağına düşüyorlar birgün. Sepetçioğlu, aslanlar gibi döğüşüyor. Nişanlısı da öyle. Ama anası; anası yürüyemiyor gayrı. Vuruşa vuruşa geri çekiliyorlar. Ama, uzun sürmüyor bu. Sipahiler dağın tepesini dolanıp arkadan sarıyorlar. Daha çok dayanamıyor Sepetçioğlu.

Üçünün ölüsünü şenlikle şehire getiriyor sipahiler. Günlerce yiyip içip keyfediyorlar. Halk geriden geriden izliyor bu şenlikleri. Bir de türkü yakıyorlar Sepetçioğlu için. Alıp Sepetçioğlu’nun tüm yiğitliğini koyuyorlar bu türküye...

Yaslan Sepetçioğlu yaslan,
Laleli çimenli dağlara yaslan,
Analar doğurmaz sen gibi aslan,
Yassıl dağlar yassıl, Osman Efem geliyor aman!
Yassılsın dağlar ya! Yassılsın ki Osman Efe geçsin. Osman Efe’yi asırlar ötesinden bugüne getirmek olanaksız elbette. Ama türküsü var ya!

Kaynak:
Yaşar Özürküt 
Öyküleriyle Türküler -3 
İstanbul-2002

       Ufak tefek değişikliklerle elimize kadar gelen oyunun sözleri şöyledir :

Sepetçioğlu bir ananın kuzusu
Hiç gitmiyor yüreğimden efem de sızusu vay vay
Böyleymiş alnımızın yazısu
Yasıl dağlar yasıl aslan efem de geliyor haydah,
Gidelim kışla önüne aşağı
Salıvermiş ince belden efem kuşağı vay vay
Yaman olur Kastamonu Uşşağı
Yol verin efem dumanlı dağlar oy…
Yaslan Sepetcioğlu dağlara yaslan
Analar doğurmaz senin gibi aslan
Yaslan Sepetcioğlu dağlara yaslan
Laleli çimenli dağlara yaslan
Analar dogurmaz senin gibi aslan
Eğil dağlar eğil efemde geliyor haydah
Seslen Sepetcioğlu efece seslen
Laleli çimenli dağlara yaslan
Analar doğurmaz senin gibi aslan
Yasıl dağlar yasıl Osman Efem de geliyor vay vay
Silindi mi meşrebenin kalayı
Bozuldu mu yiğitlerin alayı
Yaslan Sepetcioğlu dağlara yaslan
Analar doğurmaz senin gibi aslan
Boynunda bıkağı geliyor Osman
Elinde kelepçe geliyor aslan
Zincire vurulmuş geliyor aslan
Eğil Dağlar eğil Osman Efem de geliyor haydah.

      Aynı gruba giren diğer türküler,

     Çırdak,Kemiksiz,Beyler bahçesi,karanfil,topal koşma, üç güzel, aşağı imaret Zeybek, hoppala zeybek, saray çeşmesi vs.

Düğün türküsü

Hani bu kızın kınası
Elinde mumlar yanası
Daha çok murat göresi
Akız kınan Kutlu olsun
Düğün mübarek olsun
Devlet konsun başına
Şeker  katılsın aşına
Darısu kızlar başına

A kız………………………………..

Kız seni hibe sattılar
Türlü metalar ettiler
Babanın gönlünü ettiler

A kız………………………………...

Tahtı revan doğusuna
Gider yolun doğrusuna
Düştün evin iyisine

A kız ………………………………..

 

Beyler Bahçesinde
Kandiller

bu gün ayın ondördü       yanar

Beyler bahçasında kandiller yanar
Kandilin şevkına şahinler konar 
Herkes sevdiğine böyle mi yanar
Ağla gözüm ağla ayrılık günü
Söyle dilim söyle muhabbet sonu
Beyler bahçasından attım ben bir taş
Ne anam var ne babam var ne gardaş
Kesgin bıçak hem argadaş hem yoldaş
Ağla gözüm ağla ayrılık günü
Söyle dilim söyle muhabbet sonu
Bu gün ayın ondördü
Gız saçını kim ördü
Ördüyse yâr ördü
Ay karanlık kim gördü
Bu gün ayın onudur
Yüküm buğday unudur
Evliye meyil verme
Eve gider unudur
Giden ay dutulur mu
Bala duz katılır mı
Şu gecenin uzununa
Yalnız yatılır mı

GIZ SAÇLARIN İKİ GAT

IRMAK KENARINDAN GELÜR GEÇERSİN

Gız saçların iki gat (yar yar yar aman)
Bir gatını bana sat (ninna ninna ninna vay)
Gız seni alır gaçarım (yar yar yar aman)
Bir gece de bizde yat (ninna ninna ninna vay)          

            Hop ninnayı ninnayı
           Gel oynayı oynayı

 Gız saçın sallanıyor (yar yar yar aman)
Ardınca bağlanıyor (ninna ninna ninna vay)
Şu gelen kimin yari (yar yar yar aman)
Keyfimce sallanıyor (ninna ninna ninna vay)

           Hop ninnayı ninnayı
           Gel oynayı oynayı

 Gız saçını öreyim (yar yar yar aman)
Seni nerde göreyim (ninna ninna ninna vay)
Başlığın parasıynan (yar yar yar aman)
Yedi tarla süreyim (ninna ninna ninna vay)

Irmak kenarından gelür geçersin
Sağuru sağuru tütün içersin
Ne beni alırsın ne de geçersin

           Yandım anam yandım yandan bakana
           Ganım gurban olsun cigaramı yakana

 Irmak kenarından geldim de geçdim
Boyunu boyuma ölçtüm de geçdim
Güzel seni güzel diye seçdim de geçdim

           Yandım anam yandım kınalı dağlar
           İkeli koynunda bir gelin ağlar

Irmak kenarında testin mi vardı
Beni öldürmeye kastin mi vardı
Yar benden habersiz dostun mu vardı

           Yandım Allah yandım yandırma beni
           Yalan söyleypte kandırma beni

ŞU BOYVAD’ID YOLUNCE DE               

DERE KENARINDA YILDIZ IŞILAR

 Şu Boyvad’ın yolunce de  
Suyu saldım pirince                                          
Bir incecik ter dökdüm de                                
Yar yanına varınca                                              

Bahçelerde tomurcag da                                   
Ne yumuşaksın yumuşak                                 
Beni deli ediyor da                                           
Ag entereli uşag                                               

Gaya gunduzu musun da                                
Şafak yıldızı mısın                                          
Eğil bir yol öpeyim de                                     
Padişah gızı mısın                                           

Gidene bak gidene de
Boyu benzer fidene
Mevlam sabırlar versin de
Gizli sevda çekene

Dere kenarında yıldız ışılar
Yüreğime düştü acı gurşunlar
Hiç halimden bilmiyo zalım gomşular

           Yandım canım yandım yandım çileli dağlar
           İkeli böğründe bir gelin ağlar

Dere kenarında pahla böğrümce
Hamamdan geliyo gelin görümce
Dünyalar hep benim oldu yari görünce

           Yandım canım yandım yandım çileli dağlar
           İkeli böğründe bir gelin ağlar

SABAH OLUR GÜNEŞ
DOĞAR BACADAN
MUALLİM
                                                         

Sabah olur güneş doğar bacadan
Öğlen olur çocuk gelir hocadan
İlahi çocuk sensin beni gocadan

           Anam beni niye verdin çocuğa
           Oynar oynar daş doldurur goynuma

Sabah olur çaruğunu giyemez
Öğlen olur yemeğini yiyemez
Akşam olur gel gezelim diyemez

           Anam beni niye verdin çocuğa
           Oynar oynar daş doldurur goynuma

Ben giderken ekinleri göğüdü
Açıldı mı yaylaların söğüdü
Emmimgilde delikanlı yok muydu

           Anam beni niye verdin çocuğa
           Oynar oynar daş doldurur goynuma

Muallim olacaksıñ muallim
Sararıp solacaksıñ a yârim
Ben müfdüye danışdım muallim
Sen benim alacaksıñ a yârim

Gel muallim ellere ellere
Basduramam yellere muallim
On beşimde yâr sevdim muallim
Sevdirmedim ellere ellere

Gel muallim yanıma yanıma
Ganım gaynar ganıña ganıña
Muallim hasdayımış muallim
Çorbası tasdayımış a yârim
Açdım bakdım yorganı muallim
Azıcuk hasdayımış a yârim

Gel muallim ellere ellere
Basduramam yellere muallim
Pençirenin altına muallim
Boya çalayım boya a yârim

Yoldan geçen yârime muallim
Sarılsam doya doya a yârim
Gel muallim ellere ellere
Basduramam yellere muallim

YÜCE DAĞ BAŞINDA BİR
BÖLÜK GAR İDİM

ÇAY AŞAĞI

Yüce dağ başında yavrum bir bölük gar idim
Yağdı yağmur esdi rüzgâr ılgıt ılgıt eridim
Yâriñ en sevgülüsü de benidim
Şimdi de uzaklardan bakan benmoldum
Anadan yosman garabiberim gel gel
Yüce dağ başına yavrum, yağmaz mı dolu
Peşimden de ayrılana ġüzel olmaz mı dölü
Anadan yosman garabiberim gel gel

 

Çay aşağı çaysıra
Yârim gitmiş mısıra
Goyun olsam yayılsam
Yârimiñ ardısıra nin nari nin nari

Çayda çamaşur yeri
Açılsın oyun yeri
Oynamadan gideniñ
Gırılsın yanı beli nin nari nin nari

Çay aşağı çatmayı
Çağrıñ gelsin Fatma’yı
Fatma nerden oğrenmiş
Çifte ġöbek atmayı nin nari nin nari

Çay aşağı yarışdım
Dargunudum barışdım
Ben böyle gezmelere
Atlanmadan alışdım nin nari nin nari

DEVELÜ

GIR ÇEŞMEDEN SULAR İÇDİM

Çek develü develeri engüne aman
Şindi de ırâbet gözelinen zengine aman                         
Develü develü sordum aslıñ nerelü                                
Eloğlunuñ sevgüsü beş gardaşdan ileri                          

Develü develerin sulansın aman                                     
Çeşmeleriñ suyu bulansın aman                                     
Develü develü sordum aslıñ nerelü    
                           
Eloğlunuñ sevgüsü beş gardaşdan ileri                          
Çek develü develeri otlasın aman                                  
Seniñ anañ benim bubam hortlasın aman                       
Develü develü sordum aslıñ nerelü                              

Eloğlunuñ sevgüsü beş gardaşdan
ileri                                                                                     
Çek develü develeri urganıynan aman
Üşüdükce çek başıña yorgan aman
Develü develü sordum aslın nerelü
Eloğlunuñ sevgüsü beş gardaşdan ileri

Çek develü develeri yokuşa aman
Kör memeler birbirine tokuşa aman
Develü develü sordum aslıñ nerelü
Eloğlunuñ sevgüsü beş gardaşdan ileri

Gır çeşmeden sular içtim ganmadım
Dokuz dirhem gurşun yedim ölmedim
Şu dünyada bir murada ermedim 

           Aman Allah al başımdan sevdayı
           Geç yaşımda zından ettin dünyayı

 Şu gayayu delük delük delmelü
Galbimizde neler varsa bilmelü
Nazlı yari nerelerde görmelü

            Aman Allah al başımdan sevdayı
           Geç yaşımda zından ettin dünyayı

 

TABAKDA BALI GÖRDÜM YÜCE DAĞ BAŞINDA YANIYOR IŞIK

Tabakda balı gördüm
Üryamda yari gördüm
Keşke sevmez olaydım
Benzini sarı gördüm        

Hop ninnayı ninnayı
Gel oynayı oynayı

 Tabak balsız olur mu
Gül dikensiz olur mu
Doğru söylen gomşular
O yar bensiz olur mu

            Hop ninnayı ninnayı
            Gel oynayı oynayı

 

Yüce dağ başında yanıyor ışık
Işığıñ başında dönüyor aşım
Çok içmedim emme başım dolaşuk

           Gız oğlan gel gel, gel yanıma
           Dola beyaz golları dola boynuma

Yüce dağ başında gar tozak tozak
Varamıyon anam yollarım uzak

          Al beni beni sar beni beni
          Gece zalım goy beni beni

Yüce dağ başında gar bulamadım
Gendüme göre yâr bulamadım

          Al beni beni sar beni beni
           Nice mâlum yâr bulamadım

 
GIZ SAÇLARIN SALLANIYOR HACI BEY 
Gız saçın sallanıyor
Ardınca bağlanıyor (yanıyom)
Şu gelen kimin yâri
Keyfince sallanıyor (ölüyom)
İndim derede durdum (yanıyom)
Yedi gövercin vurdum (ölüyom)
Gövercini ararken (yanıyom)
Ben bir yosmaya  vuruldum (yanıyom)
İndim dere beklerim
Vay benim emeklerim (yanıyom)
Ağaçlar galem olsa (yanıyom)
Yazılmaz benim derdim (ölüyom)
Ayvalunuñ yazular
Avlanıyor tazuları
Goyun gibi meleşiyor
Hacı Beyiñ guzuları 
Uyan Hacı Beyim uyan
Zabah oldu ayan beyan
Ayvaludan indürdüler
Tomofile bindürdüler
Gırksekiz gurşun diyince
Hacı Beyi öldürdüler
Uyan Hacı Beyim uyan
Zabah oldu ayan beyan
   
   
Kaynak Kişi:
Adı soyadı: Satiye Aksu.
Doğum yeri ve tarihi: Beyköyü-İkipınar M. (1945).
Mesleği: Ev hanımı.
Tahsili: İlkokul mezunu.
Derleyen: Ahmet Bekdemir.

Kaynak Kişi:
Adı soyadı: Mükerem Topçu.
Doğum yeri ve tarihi: Beyköyü, (1925).
Mesleği: Ev hanımı.
Tahsili: Okuma-yazması yok.
Derleyen: Ahmet Bekdemir.

Kaynak Kişi:
Adı soyadı: Emine Bekdemir.
Doğum yeri ve tarihi: Beyköyü, (1937).
Mesleği: Ev hanımı.
Tahsili: Okuma-yazması yok.
Derleyen: Ahmet Bekdemir.

Kaynak Kişi:
Adı soyadı: Hüseyin Sancaktar.
Doğum yeri ve tarihi: Gökçeağaç-Sirke Köyü (1898).
Mesleği: Mahalli sanatcı.
Derleyen: Süleyman Şenel.

Kaynak Kişi:
Adı soyadı: Zehra Şenel.
Doğum yeri ve tarihi: Abdalhasan Köyü (1932).
Mesleği: Ev hanımı.
Tahsili: Okuma-yazma az biliyor.
Derleyen: Süleyman Şenel.

 

  

Türkü Adı Kaynak & Mahlas Yöre
Ali'm Gitme Pazara 2 Yorgansız Hakkı Kastamonu
Ayvalı'da Kuru Kavak Anonim Kastamonu
Beyler Bahçesinden Atlayamadım Sarı Recep Kastamonu
Birini De Yavrum Birini Sarı Recep Kastamonu
Çanakkale İçinde 1 İhsan Ozanoğlu Kastamonu
Çıbık Lülesin Bulmuş Anonim Kastamonu
Çifte Çıkar Martinimin Dumanı Sarı Recep Kastamonu
Evlerine Varamadım Arımdan Anonim Kastamonu
Gara Goyun Yayılır Hakkı Bayraktar Kastamonu
Gardiyan İhsan Ozanoğlu Kastamonu
Gır Çeşmeden Sular İçtim Yunus Sancaktaroğlu Kastamonu
Haydindi Kirtmenin Kızı İhsan Ozanoğlu Kastamonu
Hozurdayor Aşağı İmaret Arısı Hakkı Bayraktar Kastamonu
Ilgaz'a Gittik Tazu'ya İhsan Ozanoğlu Kastamonu
İndim Dere Beklerim Şaziye Yılmaz Kastamonu
Kaleden İniş Mi Olur 4 Mustafa Çam Kastamonu
Karanfilim Dağ Başında Selami Aras Kastamonu
Kız Bahçende Gül Var Mı Yılmaz Arsoy Kastamonu
Mapushane Çeşmesi İhsan Ozanoğlu Kastamonu
Sana Öğreteyim (Topal Koşma) Aşık Mümin Meyrani Kastamonu
Sepetçioğlu Mümin Meydani Kastamonu
Şu Cide'nin Çeşmesi Sarı Recep Kastamonu
Taşköprü'nün Yolları İhsan Ozanoğlu Kastamonu
Üç Güzel Oturmuş İskambil Oynar Sarı Recep Kastamonu
Varın Bakın (Gövcüoğlu) Yorgansız Hakkı Kastamonu
Yaş Nane Kuru Nane Avni Özbenli Kastamonu

www.turkudostlari.net sitesinden alınmıştır

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !